Mehmet Reis: Kastrofest Gastronomi Dünyasını Kastamonu’da buluşturuyor.

Reklam

Gastronomi Dünyası Kastrofest’le ilk kez Kastamonu’da bir araya gelecek.

 

‘’Geleneğe saygı, geleceğe miras’’ temasıyla düzenlenen Kastamonu Gastronomi festivalinin 27-28 Eylül tarihinde ilki gerçekleştirilecek. Feriye Sarayı’nda bir basın lansmanıyla tanıtılan Kastrofest 2019’da Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis’in kaleminden Kastrofest ve Kastamonu.

Ben sizlere konuşmamla yemeğin lezzetini, tadını sunamam. Yüzde 60 ormanla kaplı coğrafyanın güzel kokusunu, tarihi dokusunu hissettiremem. Bunlar ancak yaşayarak bilinir. Biz bu coğrafyanın insanı olarak bu zengin doğanın içinde büyüdük. Başkalarının da bu güzelliği görmelerini ve yaşamalarını istiyoruz. Kastamonu özgün kalmış kültür yapısıyla gelecek için avantajlı durumda.

Sizlerin de yakından takip ettiği gibi, günümüzde turizm daha geniş anlamlar içeriyor. Gezip görmek dinlenmek eğlenmek kadar; doğal, sağlıklı beslenmek ve yeni lezzetleri tatmak istiyor insanlar.

Dünyada ortalama 1.2 trilyon dolar olarak ifade edilen turizm gelirinin yaklaşık yüzde 30’unun gastronomi turizminden elde edilmesi, yöresel yemek kültürünün ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Bildiğiniz üzere Kastamonu 2018 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti seçildi. Kastamonu öyle bir şehir ki,  binlerce yıllık bir kültür birikimi ve coğrafi çeşitlilik yemek kültürünün zenginliğinde de kendisini göstermekte. Yapılan araştırmalara göre yemek kültürünün de başkenti sayılabilecek kadar büyük bir zenginlik barındırıyor.

Şehrimizin mutfak kültürüyle ilgili en önemli derleme çalışması Ahmet Gökoğlu tarafından 1940 ile 1950 yılları arasında yapılmıştır. İlimizde 38 çorba, 51 ekmek ve 812 çeşit yemek adı ve tarifi belirlenmiştir.

Mutfak kültürü yazarlarının ilimizi ilk sıralarda göstermelerinin ana dayanağı bu sayıların işaret ettiği zenginlikte.

Bu yemeklerin pek çoğu Türkiye’nin her yöresinde görülebilir. Önemli olan bunların Kastamonu’ya özgü olmasıdır. Öyle ki bu  yemeklerden yaklaşık yarısının bilinmediği ifade ediliyor.

Araştırmalara göre; Kastamonu’nun 12. yy’dan itibaren yoğun olarak Oğuz boylarının yerleşimine sahne olması ilimizin mutfak kültürünü de zenginleştirmiştir.  Ayrıca Kastamonu göç boyunca Orta Asya mutfağıyla da kültür alışverişi yapmıştır.

Pastırmacılığın bu derecede önem kazanmasında, Türklerin Orta Asya’da pastırmayı geliştirmesinin rolü büyüktür.

Tarhanada ilk kez Kastamonu ile yemek kültürümüze dahil edilmiştir.

Kastamonu’da tarım ve hayvancılığa dayalı yaşam tahıl, sebze ve meyve üretimini artırmış olup, çok sayıda yiyecek ve içecek yapılmasını da sağlamıştır.

Bol yağmur alan, arazisinin yarısından fazlası orman ve otlaklarla kaplı Kastamonu’da, tabiatta kendiliğinden yetişen yenilebilir bitki ve meyvelerin çeşitliliği oldukça fazla.

Madımak, ebegümeci, kekik ve mantarlar gibi tarla bitkilerinin yemek çeşitlerine katkıları büyüktür.

Kastamonu ormanlarında doğal olarak yetişen ıhlamur, ahlat, alıç, kestane, ceviz, kuşburnu, kızılcık gibi ürünler farklı tatlar sunuyor.

Toprak ve iklim yapısına göre  yetişen siyez buğdayı, sarımsak, üryani eriği, keten ve kenevir Kastamonu’yla bütünleşmiş en önemli ürünlerdir.

Yabani orkide soğanı salep adıyla tanınmakta olup bu zenginliğin bir parçasıdır.

Tabiatta tüm bu doğal zenginlikler arıcılığı da ön plana çıkarmıştır. Kestane ve çam balı bu zenginliğin en güzel örneğidir.

Yaklaşık 170 km’yi bulan Karadeniz sahili, deniz ürünleriyle, suları bol akarsuları da tatlı su balıklarıyla Kastamonu mutfağını zenginleştirmektedir.

Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı Mutfağında Kastamonulu aşçı ve oduncular görev almıştır. Topkapı Sarayı mutfak defterlerinde yapılan araştırmalar bu gerçeği ortaya koymuştur.

Kastamonu Türkiye’de şekerciliğin, lokumculuğun ve çekme helvanın yayılış merkezlerinden biridir.

Ayrıca farklı yapım yöntemleriyle dönerkebabımız, tarihi bir lezzet olarak bilinir.

 

Kastamonu, Fatih’in 1461 yılında Candaroğlu Beyliği’ni Osmanlı toprağı yapmasından sonra yoğun Türkmen göçlerine sahne olduğu gibi, 19. yüzyılda Balkan, Kırım ve Kafkasya’dan gelen göçmenlere yurt olmuştur. Kırım, Tatar ve Balkan Türkleriyle Çerkesler kendi mutfak kültürlerini ilimize taşımışlardır.

Tüm bunların yanı sıra, yemek kültürü denildiğinde akla gelen yöresel sofralarda kullanılan siniler ve pişirme araçları açısından da zengin bir şehirdir Kastamonu.

Ayrıca şehrin ticaret yolları üzerinde bulunması, Orta ve Doğu Karadeniz’den İstanbul’a gidenlerin genellikle Kastamonu üzerinden seyahat etmesi sebebiyle kervanlar, kafilelerde mutfak kültürünü zenginleştirmişlerdir.

Kastamonu’daki üç neslin bir arada yaşadığı, büyük aile geleneğinin, 20. yüzyılın ortalarına kadar varlığını korumuş olması da mutfağın gelişmesi adına önemli bir etkendir. Bu aile yapısı sayesinde, mutfak kültürü nesilden nesile bozulmadan, unutulmadan günümüze ulaşabilmiştir.

İçinde barındırdığı bu eşsiz hazineye rağmen Kastamonu’nun gastronomi turizminde hak ettiği yerde olduğunu söylemek güç.

Kayıt altına alınmayan her miras geleceğe aktarılamadan yok olmaya mahkumdur.

Bugün dünya, geleneksel mutfağın ve yöresel ürünlerin önemini farkına vardı.

Diğer bir deyişle mutfak mirasının değeri yeniden anlaşıldı.

Yemek kültürü genel kültür kavramı içerisinde yer almaktadır. Anadolu’da yemeğin sosyal kaynaşma ve birlikte olma bakımından önemli bir yeri vardır.

Geleneksel mutfağı hızlı yemek kültürüyle değiştirmeye çalışanlar insan sağlığına verdiği zararı geçte olsa anlamaya başladı.

Doğaya ve insana saygılı üretim yöntemlerini, sağlıklı beslenmeyi, israfı önleyen metotları çok uzaklarda aramaya gerek yok, bunların hepsi geleneksel mutfağımızda zaten var.

Sürdürülebilir bir gelecek için açlık ve yoksulluğun gündemde olmadığı, yer küremizde yaşayan insanların topraklarını terk etmeden, güvenli gıdaya ve temiz suya erişebildiği, çocukların yeterli beslenebildiği, sağlıklı büyüdükleri barış içinde bir dünya için yerli tohumların, geleneksel mutfağın korunması gerekiyor.

Bizim 10 bin yıllık geçmişiyle genetiğini ilk haliyle muhafaza eden Kastamonu-Siyez buğdayı, diğer bir değerimiz olan Taşköprü sarımsağı gibi ürünlerimiz de bunlar arasında yer alabilir.

Örneğin, Taşköprü sarımsağının standardı bozulmadan gelecek nesillere aktarılması için Kastamonu Üniversitesi ile iş birliği yapıldı.

Ayrıca Taşköprü’de sarımsak üretiminde ilk kez İyi Tarım Uygulaması projesini gerçekleştirdik.

Sarımsakların derelere dökülmemesi için 2000 yılında Taşköprü’de ilk sarımsak fabrikası kurulduğunda Kastamonu’da sarımsak üretimi yaklaşık 20 bin tonlardan  25 bin tonlara yükselmiştir.

Bugün gelinen noktada Taşköprü Sarımsağı Kastamonu ekonomisine yaklaşık 320 milyon TL gelir getiriyor.

Aynı şekilde şehrimizin başka bir değeri olan Siyez bulgurunu ürün portföyümüze dahil ederek lezzetinin bilinmesini sağladık, bu sayede üretiminin de artmasına katkıda bulunduk.

Bugün yurtdışından örneklere baktığımızda görüyoruz ki, İspanya’nın turizm geliri 70 milyar dolara yaklaşmış. Turizm çeşitliliğini arttırırken gastronomiyi öne çıkararak kişi başı geliri yükseltmişler. Kendi kültürlerini ihraç etmeyi de ihmal etmemişler. Bugün İtalya yemek kültürünü bütün dünyaya yayarak sadece pizza ekonomisinde 150 milyar dolarlık değer yarattı. İspanya’nın turizm gelirleri içeresinde gastronominin payı yüzde 30’ları aşmış durumda. Biz de bunu başarabiliriz diye düşünüyorum.

Türkiye’nin tanıtımında tarihi, kültürel ve doğal zenginliğinin yanı sıra gastronominin gücünü de önemsiyorum.

İlimizin mutfak kültürünün gelecek nesillere miras olarak aktarılması için daha fazla gayret sarf etmeliyiz.

Bazı kaynaklara göre bilinen yemek çeşitlerimizin bir o kadarı daha var olduğu söyleniyor.

Bu yemek çeşitleri ortaya çıkartılarak tanıtımı yapılması gerekir.

İşte bu gastronomi zenginliği ile dünyanın ilgisi Kastamonu’ya çekilebilir.

Bu avantajlı durum Kastamonu için kaçırılmayacak bir fırsattır.

2018 Türk dünyası kültür başkenti olan Kastamonu’yu ürünleriyle, mutfağıyla, yöresel lezzetleriyle, sofra kültürüyle önce Türkiye’ye sonra dünyaya tanıtmak istiyoruz.

(WWF) Dünya Doğayı Koruma Vakfı raporuna göre 2050’de dünya nüfusunun 10 milyara ulaşmasıyla birlikte kısıtlı kaynakların yetmeyeceği öngörülüyor.

Şubat 2019’da Paris’te gerçekleştirilen toplantıda dünyanın beslenebilmesi için geleceğin 50 gıdası belirlendi.

Bunlar kök sebzeler, yumru bitkiler, yosun, nohut filizi, karabuğday, horasan buğdayı ve mantar çeşitleridir. Bu ürünlerle insanların beslenme ve tüketim alışkanlıkları değişecek.

Kastamonu endemik bitki örtüsü açısından Türkiye’nin en zengin illerinden biri.

Öngörüm odur ki Kastamonu’dan siyez buğdayı ve mantar çeşitlerinin yanı sıra ülkemiz topraklarında yetişen kavılca, karakılçık buğdayları gibi pek çok ürün geleceğin gıdaları arasında yer alacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme eski müdürü Sayın Nail Tan’a teşekkür ediyorum.

Sayın müze müdürü Ahmet Gökoğlu’nu da saygıyla anıyorum.

 

Please follow and like us:
error0

Reklam




İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


67 + = 70