“BAS-TİZ” Seda POYRAZ, “Salıncak, Özgürlük ve Bahar…”
“BAS-TİZ”
Seda POYRAZ
poyrazseda@gmail.com
SALINCAK, ÖZGÜRLÜK VE BAHAR…
İnsan yaşamında şüphesiz her durumun, herkesin ve belki de her şeyin ayrı bir yeri, önemi var. En çok’lara ulaşmak için reel sonuçları istatistikle ölçmek mümkün olabilir. Yılların uzun süreçlerine dayanan gözlemlerden sonuç çıkarıldığında ise mevsimlerde önceliğin Bahar’a verildiği söylenebilir.
Upuzun bir törenle karşılanır. Doğa yenilenir, doğar yeniden. Şubat ayı sonundan Mart başına üç cemre, diğer adıyla kor ateş düşer toprağa…21 Mart Nevruz, 6 Mayıs Hıdırellez, 1 Mayıs bahar bayramları; yerel, bölgesel, ulusal, enternasyonaldir. Bahar her şeyiyle güzeldir; özlemle beklenir ama çok da çabuk gider.
Önceki yazımızda bahsedilen 70′li yılların ortalarının Elazığ’ında, baharın gelişini daha çok Hıdırellez’le kutlardık biz. Gece yarısına kadar sokakta olurduk. Evlerimizin yakınındaki geniş alanın orta yerinde yakılan dev ateşin üzerinden, heyecanla, mutluluktan uçarak defalarca atlardık. Beraberliğin sevinciyle güler, eğlenir, paylaşırdık.
Hıdırellez’in bazı kuralları da var.. Bizim o zaman bildiğimiz; 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez’de, 5 Mayıs’ın gece yarısına kadar eğlenilir, saatler 24.00′ü vurduğunda, evde çok tuzlu hamurdan yapılan parçanın yarısı bir dilek tutularak yenirdi. Kalan yarı parça ise yastığın altına konularak, uykuya yatılırdı.
Tuttuğum ama kimselere söylemediğim dileği bugün gibi hatırlarım. Sevgili ablamın lise son sınıf bitirme sınavlarını başarıyla vermesini ve üniversiteyi kazanmasını dilemiştim. Şüphesiz ki benim dileğimle değildi ama ablam ilk tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanmıştı o yıl. Dönemin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra oğlum da en çok istediği aynı fakülteyi aynı şekilde kazanmıştı…
Çoğumuz için benzerlikler taşıyabilecek şekilde; çalışkan bir öğrenci olarak, o zamanların tartışmasız en prestijli mesleği doktorluktu bana yakıştırılan. Tıp fakültesini ve kendi tercihim olan Hukuk Fakültesi’ni kazanamamış, babamdan habersizce yazdığım Gazetecilik sürpriz bir şekilde gelmişti sınav sonuç belgesinde… Gazeteciliği bitirdikten sonra Hukuk için bir kez daha sınava girmiş ama İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazanabilmiş, okumuştum. Düşünüyorum da, üniversite sınavları, tercihler konusunda, hepimizde hiç unutamadığımız kim bilir ne ilginç, hazin öyküler saklıdır…
Orta ve üstü yaş kuşağının temsilcileri olarak dönemimizde; ilkokul, ortaokul, lise bitirme sınavlarını başarıyla geçmeden mezun olabilmek mümkün değildi. Kendimle özdeşleştirebileceğim şekilde, okul yıllarındaki ezbere dayanan başarıların, sıra üniversite kapısına geldiğinde hiçbir anlam ifade etmediğini görmüştüm.
Başarının anlamak ve sorgulamak olduğunu üniversite dönemimde öğrendim. 70′li yıllar döneminin özel koşulları ve biraz da fakültenin yeni olmasının etkisiyle, derslerin çoğu zaman boş geçtiği, teorik mesleki eğitimin alınmadığı sınıfımızın mezunları, bir diğer yazıda ve yazılarda tek başına analiz edilebilecek kadar çok başarılı oldular… Bunun bir yargı değil, sonuçları nedeniyle objektif bir saptama olduğunu ve case study olarak incelenmesi gerektiğini düşünmüşümdür hep.
Eğitim denince unutamadığım diğer konu olarak Cambridge Üniversitesi gelir aklıma. Lise’nin ilk iki yılını geçirdiğim Elazığ’ın ardından Gaziantep Lisesi’nden mezuniyetime az bir süre kala, üniversiteyi kazanamazsam eğer, Cambridge Üniversitesi’ne gitme olasılığı belirmişti. Bu, günün koşullarında olağanüstü bir gelişmeydi. Cambridge’de okumak için, sınavlarda başarısız olmayı ise hiç aklıma getirememiştim!..
O yıllarda, anadolu liseleri, kolejler yoktu. Çok sınırlı yurtdışı burs olanakları belki vardı ama ülkenizi bırakıp yurtdışında okumak; üzerinde çok düşünülmesi gereken, büyük bir olaydı. Türkiye, kendi başına ayrı bir dünyaydı…
Mevsimlerini tüm güzellikleriyle; köylerinde, mesire yerlerinde, Keban Gölü’nde, Harput dağında gördüğüm, gezdiğim, yaşadığım Elazığ deyince aklıma okul günlerim, baharı karşıladığımız Hıdırellez eğlenceleri, inanışlarımız geliyor. Bahar’ın benim için simgesi ise uçsuz bucaksızlığın sonsuzluğundaki iki renk ve salıncaktı…
Lunapark’larda zincir dediğimiz giderek alçalıp yükselerek hızlanan salıncağa binmeyi öncelikle istedim, tercih ettim. Her zaman var olan geniş yaşam alanlarımızda, iki ağaca kalın iple tutturulmuş, tahtadan minderli salıncaklarda, gökyüzüne dokunma duygusuyla özgürce uçmayı çok sevdim.
En yüksekten uçmayı ise, yaz tatillerinde babaannem ve dedemi ziyarete gittiğimiz İnebolu’da cumbalı, üç katlı konak evlerin geniş bahçelerindeki salıncaklarda derinden hissettim… Cumhuriyet’in kurulmasındaki fedakarlıkları, kağnıları, şapka devrimiyle simgeleşmiş bu muhteşem mavi kasabayı salıncakla simgeleştirdiğim özgürlük tutkusuyla hatırlarım hâlâ…
Popularity: 32% [?]








içten, yalın ve olumlu dilekler içinde yazılmış bu metnin yazarına tebriklerimi sunuyorum.
Seda Hanım
İmbikten damıtılarak süzülmüş, yaşanmışlıkların belirlediği saf, naif ve sahici bir geçmişi anlatmışsınız.
Bu anlatımlarınızda hemen herkes kendinden birşeyler bulabiliyor ve yazılarınızı içselleştirerek size ortak olma duygusunu yaşıyor.
Bu da tarafınızdan okuyucularınızın duygularına gönderilen zahiri bir cemre gibi yakmadan ısıtıyor.
yüreğinize sağlık
Fatih Karagöz
Seda Hanım,
Geçmiş dile gelmiş… Kaleminize sağlık
…ne guzel yazmıssınız sozlerı bır bılsenız…hep dıleklerden bahsetmıssınız tutulan..herkesın bır dılegı vardır dımı…ama ne yazık kı hayat bıze herzaman o dıleklerı bahsetmez…engeller koyar..cocuk aklımızla onları algılayamayız…engellenenlerı…bıze yapılan masum gorunen ama kazık atılan olayları…tıpkı bahar gıbı..bahar da da aynısı olmuyor mu???..mart nasıl kapıdan baktırıyor bazen..sobaya komur atmak gerekıyordu eskıden…ozgurlugu de cok hos bır sekılde dıle getırmıssınız…ozgur olmak…en guzel sey…bazen ınsanlar ozgur olamazlar,baba baskısı,es baskısı sevgılısının baskısı…bunları cogu ınsan yasar hatta sız farkında olmadan sızın yasantınızda da vardır bu ozgur olamama yada ozgur yapmama durumları..ama ozgurluk cok guzel olur,hele bı de aylardan bahar ıse…hele bır de mart ta olunca tadına doyum olmuyor ınanın…ozgur olmak tum ılıklerımıze kadar..hedeflerın pesınde gıtmek yalancı baharların degıl..salıncaklar da sallanmak,yalanların pencesınde degıl..
Sevgili arkadaşım,
Diğerleriyle aynı güzellikte olan bu yazını ancak okuyabildim ve sıcağı sıcağına ellerm klavyeyle buluştu,duygularımı özgürce ve sıralamada kaygı yaşamaksızın paylaşmak için…
Yine bir yılını, körpe gençlikle birlikte yaşadığımız o ezberleten lise sistemini anımsattın,üniversite sınavının şimdiki kadar kabus olmadığı ancak ders bilgilerimizle o ezberlediklerimizle girdiğimiz o sınavı da…Fen çıkışlı olmamıza rağmen hukuk da tercih edebiliyor olmamız bayağı bi özgürlükmüş aslında.Dersaneciliğin sektör,öğretmenlerin bu arenada aktör olmadığı bir güzel dönemdi aslında.
Hıdrellezi senin kadar güzel olmasa da (etkinliksiz)dileklerle kutlamıştım ben de.Niyetlerin saklı olduğu,mantıklı istekler olmaları durumunda gerçekleşme olasılıklarının hayli yüksek olduğu o yüksek arzular….
Ve özgürlük;Bir zamanların sakıncalı sözcüğünün değerini yaş aldıkça daha bi kavrıyor insan.Damardaki kanın dolaşımını rahatca gerçekleştirmesi bile özgürlük kapsamında.
Teşekkürler Sevgili Arkadaşım,bizlere nostalji yaşatmaya devam et ki geçmişte yaşanan güzellikleri yeni nesle aktarmış olabilelim.Yüreğine,kalemine sağlık,tebrikler bir kez daha.