Büyükelçi Volkan Bozkır, Türkiye’nin yeni AB stratejisini açıkladı



volkanbozkir
AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır, Türkiye’nin yeni AB stratejisini Kriter’e açıkladı.

Büyükelçi Volkan Bozkır, Türkiye’nin yeni AB stratejisini açıkladı

Hedef: 4 yılda tam uyum

Volkan Bozkır: 2010′da yeni bir strateji devreye sokuyoruz. Hedefimiz, 2013′e kadar tüm fasıllarda AB seviyesine gelmek.

Kriter: Son dönemde bazı üye ülkelerin getirdiği siyasi engeller, müzakere sürecinin giderek çıkmaza sürüklendiği izlenimi yaratıyor. Bu tıkanıklık nasıl aşılacak?

V.Bozkır: Esas olan, AB’nin müzakerelere başlama kararını oy birliği ile almış olmasıdır. “Müzakere Çerçeve Belgesi” de tüm üye ülkelerin oybirliği ile ortaya koyulmuştur. Bunlar AB müktesebatının parçasıdır. Türkiye ile müzakerelerin ne şartlarla açıldığı ve nasıl yürütüleceği bellidir. Dolayısıyla askıya alma veya fasılların açılması ya da kapanması da oybirliği gerektirir. Bu tablo içinde elimizde, 2006 Aralığında, Ankara Anlaşması’na Ek Protokol’ü Türkiye’nin yeterince uygulamadığı savıyla oybirliği ile alınmış 8 faslı askıya alan bir karar var. Bunun dışında AB resmi kayıtlarına geçmiş hiçbir şey yok.

Kriter: Resmen olmasa da, Fransa ve Güney Kıbrıs’ın bazı başlıklara getirdiği fiili engeller var.

V.Bozkır: Evet ama, ne Fransa ne Güney Kıbrıs Rum Yönetimi müzakerelerin hiçbir aşamasında, hiç bir faslı engelleyeceğine dair resmi bir bildirimde bulunmadı. Sadece bir ülke sözlü olarak bazı fasılları engelleyeceğini, diğeri de bazı fasılların açılmasına zorluklar getireceğini açıkladı. Dolayısıyla Bunları bu kadar önemsemek yerine bizim kendi işimize bakıp hukuki temeli olan kararlar üzerinde çalışmamız lazım. Aslında 35 faslı düşünürsek, herhangi bir ülke, AB karar mekanizmasının işleyişinden kaynaklanan teknik imkanlarını kullanarak, 35 fasılda aşağı yukarı 300′e yakın noktada ilerlemeyi yavaşlatabilir veya durdurabilir. Ama bunlar çok önemli değil. Unutmayalım ki, müzakere sürecinde bugüne kadar sağlanan ilerlemeler, hep Türkiye’nin AB’yi şaşırtması ile gerçekleşmiştir.

Kriter: Yani tekrar şaşırtabiliriz diyorsunuz…

V.Bozkır: Şüphesiz. 2000′lerin başında, Türkiye’nin müzakerelere başlayabilmesi için çok önemli reform beklentileri ortaya koyulmuştu ve açıkçası AB’nin Türkiye’nin bunları reformları gerçekleştirebileceğine dair ümidi yoktu. Aslında Türkiye’de de bu ümit yoktu. Ama Türkiye sivil toplumu ile bürokrasisi ve siyaseti ile AB’yi şaşırtacak ölçüde, devrim niteliğindeki reformları çok kısa bir sürede gerçekleştirdi. 2002-2004 döneminde Sn Başbakanımızın ve o zaman Dışişleri Bakanı olan Sn Cumhurbaşkanımızın kararlı destek ve yönlendirmeleriyle, Anayasa değişiklikleri, Dernekler Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Vakıflar Kanunu gibi çok önemli reformlar yapıldı. Bu muazzam bir süreçti. Bu gelişmenin sonucunda AB, belki de Türkiye ile müzakereleri daha ileriki bir tarihte başlatmayı düşünürken, bu kararını erkene almak zorunda kaldı. Ancak ondan sonraki süreçte, maalesef Türkiye’de o yıllar zarfında gördüğümüz heyecan ve reformlardaki hız tam olarak gözlemlenemedi. Bunda iç politikadaki gelişmelerin de etkisi olduğunu söylemek gerek. AB ile müzakere sürecindeki yavaşlama da o dönemde başladı. Dolayısıyla bu doğrudan doğruya Türkiye’nin performansının sonucu olarak ile değerlendirilmesi gereken bir süreç. Yani biz üye olmak istiyorsak, öncelikle üzerimize düşenleri fazlasıyla yapacağız. Biz gereğini yaptıktan sonra, o fasılların açılıp açılmaması bile o kadar önemli değil. Türkiye’nin gelişmesi her şeyin önünde gelir.

Hedefimiz, 2013′e kadar tüm fasıllarda AB seviyesine gelmek

Kriter: Fasıllar açılmazsa, müzakere süreci nasıl ilerleyecek?

V.Bozkır: Aslında bugün askıya alınan fasılların hemen hepsini teknik açıdan açabilecek ve kapatabilecek noktaya çok yakınız. Güney Kıbrıs’ın süreci yavaşlatacağını açıkladığı fasıllarda ise, eğer biz üzerimize düşeni yaparsak bunları açtırmamaya gücü yetmez. Örneğin ‘Adalet, Özgürlük ve Güvenlik’ faslı, Avrupa için, dünya için yasa dışı insan göçü sorununun çözüm bulacağı bir fasıl. Türkiye’nin Geri Kabul Anlaşması’nı imzaladığı, entegre sınır yönetimini tamamladığı, biometrik pasaport uygulamasına geçtiği , yani bu faslı açmaya tümüyle hazır olduğu bir ortamda, AB’nin, Güney Kıbrıs istemiyor diye, bu faslı açmama imkanı olmaz.

Aynı şekilde, ‘Yargı ve Temel Haklar’ faslında, Türkiye eğer yargı reformunu yapabilmişse, kamu denetçiliği yasasını çıkarabilmişse, yolsuzlukla mücadele stratejisini tamamlamış, işkence ile mücadele alanındaki kriterleri yerine getirmişse, bu faslın açılmasını engellemek de Güney Kıbrıs’ın boyunu çok aşacağı için mümkün değildir. Dolayısıyla, bizim bu tür açıklamalarla zaman kaybetme lüksümüz yok. Çünkü zamanımız çok az. Bizim 2013 yılının sonuna kadar müzakere sürecinde Türkiye’ye düşen yükümlülükleri tamamlamamız, yani bütün müktesebat fasıllarında AB seviyesine gelmemiz lazım.

Türkiye’yi her bakımdan AB için vazgeçilmez hale getirmemiz lazım

Kriter: 2013′ü, AB’nin yeni dönem bütçesini hazırlayacağı tarih olduğu için mi hedef alıyorsunuz?

V.Bozkır: Evet. 2013, 2014′ten sonraya devreye girecek AB bütçesinin kararlaştırılacağı yıl olduğu için önemli. O tarihte, Türkiye ile ilgili de bir karar verilecek. Eğer biz yeni bütçe hazırlanırken, ‘Türkiye üye olacaktır onun için bir miktar fon koyuyoruz’ şeklinde bir sonuç alamazsak, bir sonraki bütçe dönemine kalacağız. Bu da 2020′li yıllara kalmamız demek. Dolayısıyla doğru bir karar alınmasını sağlamak için Türkiye’nin fotoğrafını her bakımdan, bugünkünden farklı bir konuma getirmemiz lazım. AB, Türkiye’ye baktığı zaman bugün birçok soru işareti ile karşılaşıyor. Sadece Türkiye’nin zayıf noktalarından dolayı değil, güçlü olduğu noktalardan dolayı da bu soru işaretleri var. Örneğin karar mekanizmalarında, bugün itibariyle 91 oy ile herhangi bir kararı bloke etmek mümkün. İspanya, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın 29′ar oyu var. Yani bu dört ülkeden üçü bir araya gelerek bir kararı bloke etme imkânına sahip. Türkiye üye olduğunda, onun da 29 oyu olacak. Aynı şekilde, coğrafi ve nüfus ağırlıklarıyla getirilen yeni unsurlar da Türkiye’nin lehine bir tablo oluşturuyor. Türkiye üyelikle birlikte, Avrupa Parlamentosu’nda da Almanya ile aynı sayıda parlamentere sahip olacak. Bu açıdan bakıldığında, AB’nin karar mekanizmalarına yeni bir önemli gücün kabul edilip edilmeyeceği kritik bir unsur. Ama buna bakarak, ‘Türkiye’yi almazlar’ sonucuna varmak son derece yanlış olur. Bizim Türkiye’yi her bakımdan AB için vazgeçilmez hale getirmemiz lazım. O takdirde, bu bahsettiğim tablonun fazla bir rolü olmayacaktır.

Kriter: Hazır ve vazgeçilmez hale…

V.Bozkır: Evet, hazır ve vazgeçilmez hale. Çünkü burada çok önemli karşılıklı menfaatler var. Asıl kilit unsur da budur. Türkiye’nin AB üyeliğinde menfaatiı olduğu kadar, AB’nin de Türkiye’nin üyeliğinde menfaati varsa bu ilişki yürüyecektir. Bu karşılıklı menfaat ortadan kalkarsa, o zaman bu ilişkinin sona ermesi kaçınılmaz olur. Bugüne kadar ilişki bu temel üzerinden yürümüştür, bundan sora da aynı temel üzerinden yürüyecektir. Dolayısıyla, Türkiye’yi 2013′te öyle bir hale getirmemiz lazım ki, AB’nin bütün korkuları, soru işaretleri ortadan kalksın ve menfaat dengesi Türkiye’siz bir AB’yi imkansız hale getirsin.

Üye ülkelerden kaynaklanan engelleri dikkate almıyoruz

Kriter: Nasıl bir tablo hayal ediyorsunuz 2013 Türkiyesi için?

V.Bozkır: Öncelikle Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarının devam etmesi ve demokrasi alanında bugün bulunduğu seviyeden daha ileri bir noktaya gelmesi lazım. Türkiye’de uzun yıllardan beri uygulanan ve yeni üye olan ülkelerde dahi olmayan bir liberal ekonomi ve piyasa mekanizmalarının serbest işlediği bir ekonomik yapı var. Türkiye, iç çalkantılarından ve dünyadaki ekonomik krizden, bu liberal ekonomi ve serbest piyasa ekonomisinin unsurları sayesinde yara almadan ya da dünyadaki boyutları ile kıyaslandığında en az yarayı alarak çıkabilmeyi başardı. Bunun aynısını demokraside de gerçekleştirmemiz, daha özgürlükçü, liberal bir demokrasiye ulaşmamız lazım. Bugünkü demokrasi ile özgürlükçü bir demokrasi arasındaki fark, zaten Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki soru işaretlerini yaratan bölümdür.

Buna ulaşmak için de, Türkiye’nin 1980 Anayasası’ndan daha özgürlükçü, konuları daha üst düzeyde düzenleyen, detayları kanunlara bırakan tam tabiriyle sivil bir anayasaya ihtiyacı var. Bu anayasa değişikliğini gerçekleştirebildiği takdirde biraz önce bahsettiğimiz tabloda, Türkiye bakımından çok önemli bir avantaj ortaya çıkacaktır. Onun dışında, üye ülkelerden kaynaklanan engellemeleri dikkate almadan, bütün müzakere fasıllarını açıp kapatacak noktaya gelecek şekilde, AB müktesebatına uyum sağlamamız lazım ki, bu da mümkündür. Ayrıca sürecin devam ediyor olmasının bile ülkemize sağladığı yararları da göz ardı etmemiz gerek. Bugün Gümrük Birliğinden doğan ticaret hacmimiz 100 milyar Euro seviyesinde. 2003 yılında doğrudan yabancı sermaye girişi 1 milyar dolar düzeyindeyken müzakerelerin başlaması ile birlikte bu miktar 20 milyar dolara yükseldi. Son dönemde dünyadaki ekonomik krize rağmen 18 milyar dolar düzeyindedir.

Türk insanına AB süreci doğru anlatılmadı

Kriter: Bunlar kuşkusuz önemli ama bu süreci kamuoyu desteği olmadan yürütmek çok güç. Kamuoyunda da Türkiye’nin AB üyesi olacağı inancı giderek azalıyor. Fasılların açılıp kapanması, toplumda sürecin ilerlediği algısını güçlendiren bir unsur. Ancak bu algı bugün yok.

V.Bozkır: Bu algının oluşmaması tabiatı ile bizim iletişimdeki eksikliğimizden kaynaklanıyor. Türk insanına aşağı yukarı dört yıldır, AB sürecinin ne olduğu, Türkiye’ye ne tür kazanımlar sağlayacağı doğru bir şekilde anlatılamadı. Burada özellikle üyelikten değil, süreçten söz ediyorum. Çünkü üyelik öncesi süreç boyunca da çok önemli kazanımlar söz konusu. Ancak, ‘tümüyle AB standartlarına gelelim de, üye olmasak da olur’ şeklindeki yaklaşımı da doğru bulmuyorum. Bu yaklaşım, motivasyonumuzu yitirmemize neden olur. Önemli olan, bizim o noktaya gelip üye olmayı talep etmemizdir. Zaten bu hedeflere ulaştığımızda, AB’nin de Türkiye’yi üye yapmaması mümkün değildir. Dolayısıyla üye olacağımız konusunda hiçbir tereddütümüz olmayarak bu süreci yürütmemiz gerek. Bu açıdan kamuoyu desteği çok önemli. Ben, Türk insanın bu sürece olan inancında en ufak bir tereddüt görmüyorum. Başka bir alternatif de yok zaten. Yani Türkiye’nin geleceğine baktığımızda AB’nin verdiği güven, refah, kültür, eğitim ve sorunlara çözüm seviyesi başka hiçbir yerde yok. Biz herhangi bir örgüte üye olmuyoruz. Daha iyi bir yaşam biçimini, daha üst seviyede standartları benimsiyoruz.

AB sürecinde son dört yıllık iletişim eksikliğimize, bütün olumsuz söylemlere ve müzakere sürecinin yavaş ilerlemesine rağmen Türk halkının desteği %60′ların gerisine düşmüyor. Ama ‘Türkiye üye olacak mı?’ sorusu sorulduğunda, oranlar daha aşağılara iniyor. Bu da bir güven meselesi. AB sürecinin getirilerini, yaptıklarımızı, yapacaklarımızı daha iyi anlattığımız zaman, ben iddia ediyorum, bu oranlar eski boyutlarına çok çabuk ulaşacaktır.

Askıya alınan fasıllarda uyum sürecini durdurma lüksümüz yok

Kriter: ABGS olarak, önümüzdeki döneme ilişkin 4 platformdan oluşan bir strateji hazırladınız. Neleri kapsıyor bu strateji?

V.Bozkır: Birinci platform, müzakere sürecinin resmen devamlılığını sağlamaya ilişkin. Bu bakımdan açılan fasıl sayısı önemli değil. Çünkü, bir fasıl için de olsa, bir ‘Hükümetlerarası Katılım Konferansı’ toplanıyor ve 27 üye ülke, Türkiye’nin müzakerelerinin üyelik amaçlı yürütüldüğünü oybirliği ile teyit ediyor. Fasıl açılmasından daha önemli olan unsur budur. Bu, imtiyazlı ortaklık gibi senaryoların geçersiz olduğunun en somut göstergesidir. Dolayısıyla bizim birinci platformda gerçekleştireceğimiz ilk unsur, siyasi engelleri bulunmayan fasılları açılır hale getirmektir. Şu anda bu nitelikte dört fasıl var. ‘Kamu alımları’, ‘Rekabet politikası’, ‘Sosyal politika ve istihdam’ ve ‘Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı’ fasılları. Birinci platformda ilk işimiz, bu dört fasla ilişkin açış kriterlerini ve halihazırda müzakereye açılmış olan 12 fasıldaki taahhütlerimizi ve kapanış kriterlerini yerine getirmek. Böylece 16 fasıllık bir sepet oluyor elimizde.

İkinci platform bunların dışında kalan, askıya alınmış, siyasi engeller getirilmiş diğer fasıllara ilişkin yürüteceğimiz çalışmalar. Bu kapsamda, 2010-2013 dönemindeki her yıl için eylem planları hazırlıyoruz. 2010 eylem planını tamamladık. İzleme ve Koordinasyon Üst Kurulu’na (IKUK) sunduk. Şimdi bütün kurumlar bu eylem planını inceliyorlar. Planda, hangi yasaların, hangi ikincil düzenlemelerin yer alması gerektiğine ilişkin görüşlerini bildirecekler. Şubat ayında bu planı hükümetin onayına sunacağız. Yani, Ek protokolün uygulanmaması gerekçesiyle 8 fasıl askıya alındı diye tarım, balıkçılık, ulaştırma gibi Türkiye için çok önemli fasıllarda uyum sürecini durdurmamız söz konusu değil. Bütün fasılları ne pahasına olursa olsun ilerletmemiz lazım. Siyasi konjonktür değişebilir. Kıbrıs’taki müzakerelerin olumlu sonuçlanması halinde, bu fasıllarla ilgili kararın mesnedi ortadan kalkacaktır. O noktada bizim bu fasılları açabilecek durumda olmamız gerekir. Oysa, henüz bu seviyede değiliz.

Siyasi reformlar, sürecin amiral gemisi

Kriter: Olumsuz sonuçlanırsa?

V.Bozkır: Yine de bu çalışmayı yapmamız çok önemli. Bu platform Türkiye’nin kendi zamanlaması, öncelikleri, takvimi doğrultusunda, ‘Müktesebata Uyum Programı’ ve ‘Ulusal Program’ındaki unsurları yerine getirmesi ve 2013 yılı sonunda müktesebatını, AB ile uyumlu hale getirmesini amaçlıyor. Fasıllar açılsa da açılmasa da bu çalışmalar yürüyecek.

Üçüncü platformumuz ise siyasi reformlar. Siyasi reformlar aslında sürecin amiral gemisidir. Siyasi reformlar sürdüğü ölçüde, diğer reformlarda işler kolaylaşır. Siyasi nitelikli bir yasanın meclisten geçmesi diğer yasaların önünü açar. Bunu sağlayan bir meclis ve hükümet diğer yasaların çok daha kolay geçebileceğine dair bir siyasi mesaj vermiş olur. Bugüne kadar 8 reform paketi çıktı. Bir süreden beri de paketler gündemde değil. Ben yeniden paket sistemine geçmemizin çok yarar sağlayacağını düşünüyorum. Hükümetimiz ve TBMM ile yaptığımız temaslarda, aynı görüşte olduklarını öğrendik. Meclisimizin ve Hükümetimizin zamanı kıymetli. Koca bir yasayı bir ay süreyle Mecliste tutmak yerine eğer o yasanın içinde AB sürecini hızlandıracak maddeler varsa ve bu maddeler değiştiği takdirde biz aynı amacı sağlayabiliyorsak, o zaman değişik yasalardaki bu maddeleri bir pakete toplayıp TBMM’den daha kısa sürede geçmesini sağlayabiliriz.

Reform paketleri yeniden gündemde

Kriter: İlk paket için bir hazırlığınız var mı? Kim yürütüyor bu çalışmayı?

V.Bozkır: İlk pakette nelerin yer alabileceğine dair bir çalışmamız var ama henüz kesinleşmedi. Öncelikle Hükümetimizin talimatını alacağız. Devlet Bakanı ve Başmüzkereci, İçişleri, Adalet ve Dışişleri Bakanlarımızın ortak başkanlığında toplanan Reform İzleme Grubu, siyasi kriterlerin ve reform çalışmalarının temel yapısı. Onun altında bu reformları yürütecek ve benim başkanlığımda daha sık aralıklarla toplanacak bir Siyasi İşler Alt Komitesi (SİYAK) kurduk. SİYAK, Reform İzleme Grubu’nun gündemini hazırlayacak, konuları takip edecek, henüz hazır olmadığı için gündeme gelmemiş konuları da devamlı tezekkür edecek ve bütün reform paketlerinin temel unsuru olacak.

Kriter: Egemen Bağış’ın, Meclis’te ayın bir haftasını ya da haftanın bir gününü sadece AB uyum yasalarına ayırmak yönünde bir önerisi vardı. Bu konuda bir gelişme var mı?

V.Bozkır: Hükümetimiz bu öneriyi uygun buldu. Buna ilave başka unsurlar üzerinde de çalışıyoruz. Örneğin AB yasalarının sadece komisyonlarda görüşülmesi ve uygun bulunması halinde Genel Kurul’da tartışılmaksızın oylanması. Bunun mümkün olup olmadığını araştırıyoruz. Muhalefet partileri ile de temastayız. Hırvatistan bu uygulamayı yaptı ve sürecin hızlanmasını sağladı. Bizde de olabilir.

Dördüncü platform ise, AB’ye ve Türkiye’ye yönelik iki ayaklı bir iletişim stratejisi. Benim önceliğim, yurtdışındakini ihmal etmemek kaydı ile iç iletişim. Çünkü, kaybettiğimiz bir platformu tekrar kazanmamız lazım. Bunu Ankara’da, İstanbul’da oturarak, televizyonlarda mesaj vererek sağlayamayız. Onun için Türk insanının ayağına gideceğiz. Şehirlerde üniversitelerin, baroların, odaların, insan hakları derneklerinin, belediyelerin oluşturacağı platformlarda, herkesin katılabileceği açık uçlu bir ortamda bu konuları tartışacağız. Doğru bilgilendirme çok önemli.

AB’yi anlatmak için Türk insanının ayağına gideceğiz

Bunun yanı sıra, 81 ilde bir vali yardımcısının sadece AB işlerinden sorumlu olarak görevlendirilmesi kararı alındı. Bizim bir Genel Sekreter yardımcımız da bütün bu illeri dolaşarak yapacağımız toplantıların alt yapısını hazırlıyor. Kaymakamlarımız ile ilgili bir proje başlattık. Kaymakam adaylarının AB projeleri konusunda eğitilmesini çok önemsiyoruz. Şu anda sadece 2 hafta proje eğitimi alıyorlar. Bunu 6 aya çıkardık. Kaymakam adayı bir kazaya tayin olduğunda, oradaki sorunları gördüğünde AB’nin o konuyla ilgili bir kaynağı olup olmadığını, bundan nasıl yararlanılabileceğini, nasıl proje hazırlanacağını bilecek. Keza Mili Eğitim Bakanlığımız ve YÖK ile de bu amaca yönelik çok önemli proje çaışması içindeyiz. Sivil topluma ayrılmış AB kaynaklarının ve tabi devletimizin kaynaklarının da daha etkin kullanımı yönünde çalışmalarımız var. Sivil toplum AB sürecinin ve demokrasinin çok önemli bir unsuru. Sivil toplumun daha da güçlenmesi ve AB sürecinin her safhasında daah etkin bir rol oynaması gerekli ve bu bizim amacımız.

Bütün bu çalışmalarda doğru bilgilendirme temel hedefimiz. Örneğin çevre faslı müzakereye açıldı. Bunun Türk insanının günlük yaşamında sağlayacağı faydaları anlatabilmemiz gerek. Bugün Türkiye’de insanımızın 10 sorunu varsa 4′ü, 5′i, çevreden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu en önemli fasıllardan biri. Ama açıldığı gün bir panik havası yaratılmaya çalışıldı. Bu faslın maliyeti bütün ülkelerde yüksektir. Türkiye’de de yüksek olacaktır. Ama diyelim ki bu faslın 50 milyar Euro maliyeti var. Biz bu meblağı bir zarf içinde AB’ye verecek değiliz. Bu neticede Türkiye’de, çevre sorunlarının üstesinden gelinmesi için harcanacak bir para. Daha temiz bir hava solunacak. Atıklar kontrol edilecek. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyi etkileyen çok önemli bir fasıldan söz ediyoruz. Bu kaynak belki 20 senede harcanacak. İhtiyaç duyarsak, geçiş süreleri isteyeceğiz. Yıllara bölündüğünde, rakam Türkiye’nin büyüklüğü karşısında önemsenecek bir miktar olmaktan çıkıyor. Ayrıca AB, bütün üye ülkelere çevre, tarım ve bölgesel kalkınma fasıllarında kaynak da sağladı. Bizim Müzakere Çerçeve Belgemizde de 2011 yılında bu yönde bir karar alınacağına ilişkin bir referans var. Dolayısıyla biz sağlıklı bir etki analizi ile ihtiyaçlarımızı tespit ederek, bunu AB ile paylaşıp, ne kadarını AB’nin, ne kadarını Türkiye’nin karşılayacağını da tartışabiliriz.

Vizenin tamamen kaldırılmasını talep ediyoruz

Kriter: Türkiye son dönemde vize konusunda yeni bir açılım içinde. Geri kabul anlaşması ve entegre sınır yönetimi konusunda ne tür gelişmeler var?

V.Bozkır: Geri Kabul Anlaşması yaklaşık 4 yıldır müzakere ediliyor. Ancak AB Komisyonu ile Türkiye’nin bakış açıları arasında bir farklılık vardı. Şimdi, yeni bir yaklaşımla müzakereleri yeniden başlattık. Bu yıl içinde tamamlamayı hedeflediğimiz bir mali külfet analizi yapıyoruz. Ancak esas önemli olan, kaynak ülkelerle Türkiye’nin geri kabul anlaşmaları imzalaması. AB kaynak ülkelerle anlaşmalar yapıyor. Bizim talebimiz, bu ülkelerle eş zamanlı olarak aynı anlaşmaları imzalamak. Bu yapılabildiği takdirde külfet de zaten ortadan kalkacak. Türkiye yılda 70-80 bin kaçak göçmen yakalıyor. Yakalayamadıklarını da eklediğimizde bu rakam ciddi boyutlara ulaşıyor. Bu sadece AB’nin ya da Türkiye’nin sorunu değil, bir insanlık sorunu. Dolayısıyla bir arada çözmemiz gereken bir konu. Geri Kabul Anlaşması müzakerelerinde bu anlayış içinde önemli mesafe alındı ve sanıyorum çok yakın tarihte imzalanabilir hale gelecek.

Entegre sınır yönetimi alanında da önemli mesafe kaydedildi. Bunu tümüyle sağlayabilirsek sınır güvenliğimiz artacak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden kaçak göçmenler konusunda daha etkin mücadele edebileceğiz. Bir başka önemli husus da biometrik verili pasaportlar. Bütün dünyada artık bu pasaportlar kullanılıyor. Kullanmayan birkaç ülkeden biri maalesef Türkiye. Bu sistemin çok sağlıklı bir biçimde kurulması gerek. O nedenle, bunun tek bir merkezden verilmesi yolunda çalışmalar yapılıyor. Büyük bir ihtimalle pasaportlar darphanede basılacak ve çok yakın zamanda bu sorun da çözüme kavuşacak.

Bu 3 unsur yerine getirildiği takdirde, vizenin kaldırılması yolundaki talebimize karşı ileri sürülen argümanlar da ortadan kalkmış olacağı için, daha güçlü bir konumda olacağız.

Kriter: 2010 yılı içinde bu üç konuda da sonuca ulaşabilir miyiz? Hedef tarihimiz nedir?

V.Bozkır: Yapabiliriz. Hedefimiz bu. Bütün bunları tamamladığımız zaman da ‘Adalet, özgürlük ve güvenlik’ faslının müzakereye açılmasının önünde de bir engel kalmaz. Biraz önce de söylediğim gibi, Güney Kıbrıs’ın bu faslı engellemeye gücü yetmez. Ayrıca vize konusunda da elimiz güçlenir. Bu konuda farklı kesimler bir süredir değişik mesajlar veriyor. Bazıları Soysal davasının sonuçlarını elde etmek için haklı bir çaba içinde. Bazıları, işadamlarına, bazıları öğrencilere, sanatçılara daha kolay ve daha uzun süreli vize verilsin çabası içinde. Bunların hepsinin yerine, Türkiye artık hakkı olan vizenin tamamen kaldırılmasını talep ediyor. Geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren bunu net bir şekilde ortaya koyuyoruz. Bu bizim hakkımız. Özellikle Sırbistan, Karadağ ve Makedonya’ya vizenin kalkması ile birlikte bunu talep ediyoruz.

Kriter: Sonuç olarak, siz engeller ne olursa olsun kararlıyız, bu süreç ilerleyecek diyorsunuz…
V.Bozkır: Kesinlikle. Bütün bu söylediklerim ışığında, önümüzdeki dönemde AB katılım sürecimizin kararlılıkla ve artan bir ivme ile sürdürüleceğine olan inancım tam. Türkiye son yedi yılda önemli ilerlemeler kaydetti. GSMH’sı 203 milyar Dolardan 742 milyar Dolara çıkmış, dünyanın en büyük 26. ekonomisiyken bugün 17. sıraya yerleşmiş; AB ülkeleri itibarıyla 6. büyük ekonomi olmuş, 36 milyar Dolarlık ihracatı 2008 sonu itibariyle 132 milyar dolara ulaşmış bir ülke. Müzakerelerin başlaması ile birlikte doğrudan yabancı yatırımlar yıllık 1 milyar Dolarlık seviyeden 2007′de 22 milyara, 2008′de ise küresel ekonomik krize rağmen 18.5 milyar dolara yükseldi. Bugün Gümrük Birliğinden doğan ticaret hacmimiz 100 milyar Euro seviyesinde. Türkiye bu verilerle, AB’nin sorunlarının pek çoğunun çözümüne katkı sağlayacak konumda, yapıda ve güçtedir. AB’nin 21.yüzyıldaki ihtiyaçları ve hedeflerine, karşı karşıya bulunduğu somut sorunların birçoğuna baktığımızda Türkiye’nin üyeliğinin AB için önemi bir defa daha ortaya çıkıyor. AB’nin öncelikleri arasında yer alan dış politika aktörlüğünden, enerji arzı güvenliğine ve yasadışı göçle ya da örgütlü suçla mücadeleye ve AB uluslararası operasyonlarına kadar pek çok alanda, Türkiye’nin siyasi, askeri ve ekonomik yapısıyla önemli katkıları olacaktır. Türkiye üyelik sürecinde gerçekleştireceği reformlarla daha güçlü bir ulusal devlete kavuşacak, zamanı geldiğinde de AB’nin eşit haklara sahip güçlü bir üyesi olacaktır.

ABHaber,

Popularity: 9% [?]


Bu Yazıya Puan Verin

Benzer Yazılar
 
ABGS’nin
ABGS’nin II.Platform çerçevesindeki toplantısı gerçekleştirildi
AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkir başkanlığında, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler ve dış ilişkiler fasılları bazında iç koordinasyon ve uyum komitesi toplantısı gerçekleştirilmiştir. ABGS’nin II.Platform çerçevesindeki toplantısı gerçekleştirildi Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin bütüncül bir yaklaşımla sürdürülmesi amacıyla hazırlanarak Bakanlar Kurulunda kabul edilen “Avrupa Birliği Stratejisi”nin II. Platformu kapsamında Türkiye’nin kendi... Devamını Oku »

Yeni
Yeni BM Kıbrıs özel temsilcisi Lisa Buttenheım
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, BM’nin Amerikalı üst düzey görevlilerinden Lisa Buttenheim’ı yeni Kıbrıs özel temsilcisi olarak atadı. Yeni BM Kıbrıs özel temsilcisi Lisa Buttenheım BM Sözcü Yardımcısı Marie Okabe tarafından yapılan açıklamada, geçen ay Genel Sekreter Ban tarafından New York’a BM Siyasi İşler Dairesine müsteşar yardımcısı olarak atanan eski Kıbrıs özel temsilcisi Taye-Brook Zerihoun’un... Devamını Oku »

Ban
Ban Ki Moon Kıbrıs’ta
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla yürütülmekte müzakere sürecine destek vermek amacıyla dün akşam saat 20.00′de Kıbrıs’a geldi. Ban Ki Moon Kıbrıs’ta Ban, Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamada “Kıbrıs’a; Kıbrıs sorununun çözümü için iki lider tarafından harcanan çabalara şahsi desteğimi belirtmek için geldim” dedi ve Kıbrıs Türk ve Rum halkına seslenerek “kaderiniz... Devamını Oku »

BM
BM Genel Sekreteri Ban Kıbrıs’ı ziyaret edecek!…
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun’un, 31 Ocak-2 Şubat tarihleri arasında Kıbrıs’ı ziyaret edeceği bildirildi. BM Genel Sekreteri Ban Kıbrıs’ı ziyaret edecek!… BM Sözcülüğünden yapılan açıklamada, Genel Sekreter Ban’ın, Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer ile dün Kıbrıslı Türk ve Rum liderler arasında devam eden yoğunlaştırılmış görüşmelerle ilgili olarak telefonda konuştuğu belirtilerek, Genel Sekreterin 31 Ocak-2 Şubat tarihleri... Devamını Oku »

Talat:
Talat: “Herkes aklını başına toplamalı”
Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un 1 Şubat’ta adaya gelmesini beklediklerini de söyledi. Talat: “Herkes aklını başına toplamalı” KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Orams davası kararının çok ciddi bir tehdit olduğunu yineleyerek, “Pandora’nın kutusundan ne çıkacağı belli olmaz. O yüzden herkesin aklını başına toplaması lazım. Kıbrıs sorununun mülkiyet kısmı da bütün sorun gibi müzakerelerle... Devamını Oku »

Yazar Hakkında

Muge OZBAGLI

Muge OZBAGLI

Yorum Yapın

XHTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>


Cilt Bakımı | Tüy Azaltıcı | Saç Dökülmesi | Mavi Anemon | Formula21 | Zayıflama Hapları | Sigarayı Bırakmak | Acai Berry