Egemen Bağış: “Tam üyelikten başkasını asla kabul etmeyiz”
İKV, 2-3 Ekim’de İstanbul’da “Türkiye’nin AB’ye Katılımı: Bilimsel Yaklaşımlar” başlıklı bir sempozyum düzenledi.
2 Ekim’de başlayan sempozyuma açılış konuşmacısı olarak Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış katıldı. ABHaber’in de yakından izlediği sempozyuma, İKV Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Dekanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, Heidelberg Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Dres, Peter-Christian Müler-Graff, Erlangen-Nürnberg Üniversitesi öğretim üyesi Mathias Rohe, Deutsche Bank araştırmacısı Dr. Nicolaus Heinen ve Çankaya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nahit Töre katıldı. Türkiye’nin AB’ye katılımının hukuki ve ekonomik boyutlarının tartışıldığı ilk günde, konuşmacılar özetle şunları ifade ettiler.

Egemen Bağış, “AB Türkiye’nin enbüyük barış projesidir”
AB’nin kurulması ile Avrupa’da var olan savaşlara, gözyaşlarına son verilebilmiştir. Bugün 27 ülkenin barış içinde yaşadığı AB, piyasa ekonomisinin yararlarının da en iyi örneğidir. Türklerin AB ile olan hiçbir savaşı, onların kendi aralarında olan savaşlar kadar kanlı olmamıştır. Müzakerelerimiz çok iyi bir siyasi süreçtir, ancak Türkiye üye olduğunda tamamlanabilecek ve her iki tarafın da kazandığı bir durum oluşacaktır.
Türkiye çok güçlü bir devlet, dünyanın en büyük 16. ekonomisi, Avrupa’nın en büyük 6. ülkesi. Dünyanın tüm kesimleri ile ilişkileri olan çok aktif bir ülke, küresel bir oyuncu ve bu sebeplerle dünya barışı ve istikrarı için çözümün bir parçası olabilecek bir platformdur. Dünya sorunlarına dair, Türkiye’siz bir çözüm düşünemiyorum. Türkiye’nin ekonomisinin ne kadar istikrarlı olduğu, 2008 finansal krizinde Avrupa ve ABD’deki birçok banka çökerken, Türkiye’de tek bir bankanın dahi çökmemesi ile daha iyi anlaşılmıştır. Türkiye aynı zamanda İsrail-Lübnan, İsrail-Filistin, Gürcistan-Rusya, İsrail-Suriye, Irak-Suriye ve Afganistan-Pakistan arasındaki sorunlara da barış sağlayıcı olarak hizmet etmektedir. İran’la müzakereler konusunda da yardım önermekteyiz. NATO’nun bir üyesi olan Türkiye, savunma konularında da AB’ye çok şey katacaktır. Karadeniz Ortaklığı, Akdeniz Birliği gibi girişimlerde de aktif bir bileşendir. Biz sabırlı bir ülkeyiz. Kırk beş yıl AB’den bir tarih alabilmek için bekledik. Bu süreci tamamlamak için daha da sabırlı olacağız. Bugün müzakerelere odaklanma zamanıdır. Avrupa, demokratik ve istikrarlı bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Laik demokrasisiyle rol modeli olan bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Biz, kutuplaşma için bir bariyer olabiliriz. Türkiye, demokrasi ve İslam kültürlerinin bir arada yaşayabileceğini kanıtlamıştır.
Tüm bunların yanında, Avrupa’nın kullandığı enerjinin büyük bir kısmı oraya Türkiye üzerinden gitmektedir. Nabucco ile Türkiye’nin çözümün bir parçası olduğu tekrar görülmüştür. Biz müzakerelerde enerji faslını açmak istiyoruz, ama küçük bir ülke bunu engelleyerek Avrupa’nın enerji güvenliğini tehlikeye düşürüyor.
Biz, yaş ortalaması 28 olan genç bir ülkeyiz. Avrupa için en büyük iş gücünü oluşturuyoruz. Bu da bazı ülkelerin bizden korkmasına sebep oluyor, ama yine de bundan kaçış yoktur.
Yasal olmayan göçler de önemli bir başlık. Bakış açınıza göre, Türkiye’yi ya bir köprü ya da bir bariyer olarak görebilirsiniz. Terör ile mücadele konusunda, terörizmin ne olduğunu çok iyi bilen bir ülke olarak Türkiye katkıda bulunmak istemektedir. Bizim onlara ihtiyacımız olduğu gibi, Avrupa’nın da terör ile mücadele konusunda bize ihtiyacı vardır.
Avrupa’ya şimdiden sağladığımız yararların dışında, Türkiye’nin hala sorumlulukları vardır, hiçbir şey yapmadan üye olmayı bekleyemeyiz. Reformlar yapmalı,standartları yükseltmeliyiz. Müzakere sürecinde fasılların üçte birini açtık, en kompleks ve maliyetli olan fasıllardan birini daha açmak üzereyiz. Yaptıklarımıza baktığınız zaman bu sürece olan bağlılığımızı görürsünüz. Demokratik hakların daha iyi uygulanması için büyük çalışmalar yaptık. Hükümet azınlık gruplarının demokratik hakları üzerindeki kısıtları kaldırmak için büyük bir çaba vermektedir. Biz bunları yaparken ihtiyacımız olan tek şey motivasyon. Bize yardım etmelerini istemiyoruz, ama yük de olmasınlar. Bizim için, üyelik, müzakere sürecinde olmak ve üye olmamak dışında dördüncü bir seçenek yoktur. Tam üyelikten başkasını asla kabul etmeyiz.
Mathias Rohe, “AB aynı hataları bir daha yapmayacaktır”
Fas, AB’ye üyelik için başvurduğunda derhal reddedilmişti. Türkiye’nin müzakere sürecine devam etmesi Avrupa’nın bir parçası olarak görüldüğünü göstermektedir. Sayın bakanın da dediği gibi, AB tarihteki en büyük istikrar ve barış sağlayıcıdır. Sadece Türkiye değil, gelecekteki herhangi bir genişleme bu istikrar ortamını tehlikeye düşürebilecektir. Türkiye’nin bu tip korkuları anlaması gerekmektedir. Türkiye çok büyük, yoğun nüfuslu bir ülke. Slovenya gibi iki milyon nüfuslu bir ülkenin AB’ye katılmasından çok daha farklı bir durum bu. Slovenya’nın Kopenhag kriterlerini %100 sağlamaması çok sorun olmaz. Bulgaristan ve Romanya örnekleri gösterdi ki, bir kere üye olduktan sonra ülkenizi daha da iyileştirmek amacınız eski dinamizmini yitiriyor.AB aynı hataları bir daha yapmayacaktır.
Ben sadece Avrupa’nın psikolojik korkuları olduğunu düşünmüyorum. Türklerin de büyük bir güven problemi var. Uzun dönemde ulusal kimliklerini kaybetmekten korkuyorlar. Türkiye’nin güç kaybedeceğinden korkuyorlar. Avrupa’nın Türkiye’yi güçsüzleştirmek gibi bir isteği yok. Misyoner faaliyetlerinden de önemli bir şikayet duyuluyor Türkiye’de. Ama bu tür faaliyetleri İslam tarafı da yapıyor Almanya’da.
AB’de Türkleri istemeyen kesimler ya insan haklarını ya da İslamı öne sürüyorlar. Onlara, kafalarındaki İslamın Türkiye’deki İslam olmadığını öğretmek de bizim işimiz. Avrupa’da zaten üç milyon müslüman olduğunu, ancak hristiyanlığa bir zarar gelmediğini de anlatmalıyız onlara. Dini özgürlükler insan haklarının bir parçasıdır ve Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini sağlaması bu tip sorunların aşılması için yeterli olacaktır.
Son ilerleme raporuna baktığımda türban konusunda çok fazla durulmuş olduğunu görüyorum. Bence bu diğerlerinin yanında çok küçük bir öneme sahip. Yine de Türkiye’nin ilerlemesini takdir ediyorum.

Haluk Kabaalioğlu, “GB’ne girip de AB’ye üye olmayan tek ülkeyiz”
Daha önceki konuşmacı Türkiye’nin üyeliğini ve katılma prosedürünü yeni üye kabulüne ilişkin maddelere dayandırdı. Ancak Türkiye’nin 1963 de imzaladığı Ortaklık Anlaşmasış Topluluğu kuran Roma Antlaşması model alınarak hazırlanmış dört temel serbest dolaşım benimsenmiş ve Türkiye’nin tam üyelikten kaynaklanan yükümlülükleri üstlenebileceği anlaşıldığında katılma müzakerelerinin başlatılmasının gündeme geleceği 28. maddede öngörülmüştür. antlaşma “katılma öncesi yani pre-accesion” anlaşması olduğu için -aynen o tarihte Roma Antlaşmasının 9 maddesinde “Topluluk bir gümrük birliğine dayanır” hükmü gibi gümrük birliğine dayandırılmış ve 1996 da GB nin tamamlanması öngörülmüştür. Bu tarih tespit edilirken işçilerin serbest dolaşımı için nihai tarihin 1986 olması belirlenmişti. Başka deyişle Türkiye 1996 da GB ni tamamlamayı kabul ederken bundan on yıl önce AT nin işçilerin serbest dolaşımını uygulamaya sokma yükümlülüğünü dikkate almıştı. AT tarafı bu yükümlülüğünü yerine getiremedi.. Mali Protokoller işletilemedi..vs
1995′te Gümrük Birliği kararı öncesinde Türk sanayinin rekabet edebilirlik, kalite gibi sorunları olabileceğinden endişe ediliyordu.Türkiye gibi bir ülke Avrupa’nın gelişmiş sanayi ükeleri ile nasıl rekabet edebilecekti? O tarihte 15 üye Devlet “solemn declaration” yaparak GB nin Türkiye için büyük zorluklara yol açacağını ve mutlaka orta ve uzun vadeli ciddi substantial mali destek vermeleri gerektiğini açıkladı. Ancak bu mali destekler de gerçekleştirilemedi.
İlk on yıl AB ile ticaretimizde açık vereceğimiz bekleniyordu. Ancak son yılların rakamlarına baktığımızda AB ticaretinde hep şikayet edilen ticaret açığının kapandığını görmekteyiz. Zaman gümrük birliğinin özellikle rekabete açıldıktan sonra teknolojisini geliştiren üretimi rasyonalize eden Türk sanayiinin Avrupa pazarlarında bir çok üründe önemli pazar payları sağladığını gösterdi.
Konuşmacı Türklük ve benzeri konulara değindi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, “Ne Mutlu Türküm Diyene” derken asla etnik bir ayırım yapmamakta ve herkesi kapsayan model bir ulus Devleti ifade ediyordu. Türkiye ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk vatandaşlığı Amerikalılık da olduğu gibi kapsayıcı bir kavramdır ve Avrupa’da faşizmin hüküm sürdüğü yıllarda Türkiye’de Atatürk’ün cumhuriyetçi ve eşitlikçi vizyonuna delalet etmektedir.
Tabiidir ki Türkiye tam üye olduğunda Topluluk müktesebatını kabul edecektir. Zaten GB ile bu müktesebatın yani acquis communautaire in büyük bölümünü 96 dan bu yana tatbik ediyoruz. Kimse endişe etmesin bizi yeni katılmış bazı üye Devletlerle karıştırmayın. Büyük atatürk 1923 de Cumhuriyeti kurduktan sonra ulusal kurtuluş savaşında yendiği Avrupalı işgalcileri deniz döktükten sonra onların şaşkın bakışları arasında Türkiye’yi çağdaşlaştırmış ve laik yasaları kabul etmiştir. İsviçre Medeni Kanununu aldık ama Türk kadınları İsviçre kadınlarından 40 yıl önce seçme ve seçilme hakkına sahip oldu. O zamanlar bunu şunu yapın diye önümüze liste koyan da koydu. Türkiye kendi serbest iradesi ile bu mucizeleri gerçekleştirdi. Atatürk devrimleri ile Avrupa Hukukunu benimsedik ki bu tarihim en büyük rezeption larından biridir… Bildiğiniz gibi diğer Avrupa hukuk aileleri gibi Alman hukuku da Roma hukukuna dayalı. Roma hukukunun temeli Jüstinianus Kodu ise , Doğu Roma’da yani İstanbul’dahazırlandı.
Kıbrıs konusunu sürekli önümüze çıkarıyorsunuz. AB Rum Yönetimini tüm Kıbrıs’ı temsil edermiş gibi üye olarak alarak uluslar arası anlaşmaları çiğnedi. 1959 ve 1960 Zürih ve Londra antlaşmalarında,Türkiye ve Yunanistan’ın aynı anda üye olmadığı herhangi bir uluslar arası örgüte katılamayacağı hükme bağlanmıştı. Dönemin Almanya dış işleri bakanı Joschka Fischer “Kıbrıs’ın birleşmeden AB üyesi olması mı? Ölürüm de izin vermem” over my dead body şeklinde bir ifade ile olmayacağını söylemişti. Kendisi hala hayatta ama siyasi çözümü kabul etmeyen referandumda Türklker evet derken Rumların anlaşmayı sabote etmesine rağmen Rum Yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti diye karşımıza çıkardınız. Kutlarım AB yi : Topraklarında BM Barış Gücü’nün konuşlandığı, kurucu unsurlardan nüfusun üçte birinin ambargolarla tecrit edildiği bir ada şimdi AB üyesi. Meşru bir anayasası dahi olmayan ülke Kopenhag kriterlerine pek uygun !
Son olarak Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı ve vize konusunu gündeme getirmek istiyorum. Vize uygulaması AB hukukunun çiğnenmesidir. Gümrük Birliği’ne girip de AB’ye üye olmayan tek ülkeyiz. Gümrük birliğinde mallarımız serbest dolaşırken o malları üreten ve satan iş adamları vize uygulaması ile karşı karşıya kalıyor. Türk işadamları vize almak için banka hesaplarını göstermek, AB ülkelerindeki partnerlerinden davet mektupları almak zorunda kalıyorlar. Ticari gizlilik ilkesi nerede kalıyor? Eşit koşullarda müzakere edeceğiniz ticari partneriniz davet etmezse o üğlkeye gidemeyeceksiniz !! Arms length bargaining bu mu? Hukuka saygı konusunda nutuk atmasını bilenler bu hükümleri ve ATAD kararlarını uygulamalıdır. Bu durumun bir an önce düzeltilmesi ve Ankara Anlaşması ve Katma Protokol uyarınca gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Nicolaus Heinen, “Türkiye’nin 2005′ten beri gerçekçi bir AB perspektifi var”
Yapılan reformlar sadece AB’yi memnun etmek için yapılıyor gibi algılanmamalıdır. Türkiye’nin ekonomik olarak üç temel amacı olmalıdır. Sürdürülebilir bir borç/gelir oranı yakalamak, yapısal reformlara devam etmek ve iktisadi politikasını global gelişmeler ve Ab perspektifi ışığında belirlemek.
Nahit Töre, “Meksika ürünleri ödeme yapılmadan serbetçe AB’ye giriyor”
Ben Gümrük Birliği’nin operasyonlarından bahsetmek ve kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. TC kurulduğunda en çok ticaret yapılan yedi ülke de AB ülkesiydi. Bu durum Gümrük Birliği altında da pek değişmedi. İki taraf da Gümrük Birliği’nden çok fazla fayda sağladı. Türkiye’nin rekabet gücünün artmasının yanında, ülkeye daha çok doğrudan yabancı yatırım ve turist gelmeye de başladı. Avrupa’nın da benzer faydaları oldu. Türkiye’de kurulan bir çok Avrupa kökenli firma var. Haluk Kabaalioğlu’nun da bahsettiği gibi, vize zorunluluğu önemli bir problem. Sanayi ürünleri serbestçe dolaşabiliyor ancak işadamları vize almak zorunda kalıyor. Bunun dışında, AB’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları da önemli bir problem oluşturuyor. Meksika ürünleri hiçbir şey ödemeden AB’ye giriyor, Gümrük Birliği dolayısıyla oradan da Türkiye’ye geliyor. Bu sorunu çözmek için AB bu anlaşmalara Türkiye’yi de dahil edebilir. Bunlar dışında Gümrük Birliği faydalı bir sistem. Bizim büyük bir cari açığımız var. Ancak incelediğimiz zaman Avrupa ülkeleri ile olan ticaret açığımız, Rusya veya Çin ile kıyaslandığında çok daha düşük. Yani dengeli bir ticaretimiz var.
kaynak:www.abhaber.com
Popularity: 13% [?]












Yorum Yapın