“BAS-TİZ” Seda POYRAZ, “Gaziantep’ten Suriye’ye”



“BAS-TİZ”

seda-poyraz1

Seda POYRAZ

poyrazseda@gmail.com


GAZİANTEP’TEN SURİYE’YE…

Yaşam Yolu’nda çoğumuzun küçük yaşlardan itibaren karşılaşmış olduğu münazara konularından biri de  ‘Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir…’ sorusudur. Okumak ve seyahat etmek gibi iki sihirli kavramın; farklı coğrafyaları, kültürleri, insanı, hayatı tanımanın önünde kim durabilir ki?

Tıpkı ilkokul münazaralarımızda olduğu gibi, bir kesim tercihini ‘okumak’, diğer kesim ‘görmek’ üzerine kullanabilir. Zaten münazaralarda aslolan ‘her ikisi de’ diyemeyip, iki öğrenci grubunun, savlarını en ikna edici şekilde ortaya koyabilmeleridir. Soru’nun ideal yanıtı, bilginin karışımla mükemmelleşmesi olsa gerek…

Okuma tanımına eğer her şey girerse, özellikle 1960′lı yıllara damgasını vuran Tommiks, Teksas resimli romanlarını da unutmamalı. Dönem çocuklarının tümü, Amerika’nın korucuları Tommiks ile Teksas’ın maceralarını okumuş olmalılar.

Saman kağıttan cep boyutlu olan bu macera çizgi romanları, okullarda ve evlerde ‘yasak’ da olsa, ders kitaplarının içine sığarak kimseler görmeden rahatlıkla okunabilirdi… Türkiye’de yaratılan Tarkan ve Karaoğlan’a gidecek olan süreçte; Kaptan Swing, Zagor, Red Kit, Tenten ve diğer kahramanlarla devam ederek…

Her dönem, türlü biçimlerde kahramanlarını yaratıyor. 1975 yılında ilk versiyonu sinemaya uyarlanan  Hababam Sınıfı, dönemin efsane filmiydi. Lisesi’nden mezun olduğum Gaziantep’in ve Türkiye’nin gençleri olarak, Rıfat Ilgaz’ın bu eserini, beyaz perdede izlediğimizde, Münir Özkul’a saygımız perçinlenirken, Yeşilçam’da Tarık Akan ve Şener Şen’le başlayan bir sürecin de tanığıydık.

Edebiyatın ‘Koca Çınar’ı Rıfat Ilgaz’ın 50′li yıllarda Turhan Selçuk’un çizgileriyle seri öykü biçiminde yayınlayarak, daha sonra kitaplaştırdığı ve tiyatroya uyarlanan Hababam Sınıfı’nın kitleselleşmesi, Ertem Eğilmez’in ardı arkasına çektiği filmleriyle gerçekleşmişti. Bugün biraz demode bulunsa da sevilip, seyredilen…

Dönemin Yaşar Kemal, Çetin Altan, Aziz Nesin, Sevgi Soysal, Vedat Türkali, Fakir Baykurt gibi toplumcu/gerçekci yazarları arasında yer alan Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı, popülerliğin çizgisinde karikatürize edilmiş olsa da, Türk sinemasının simge satırbaşlarındandı. 60′lı yılların Zeynep Değirmencioğlu’nun canlandırdığı unutulmaz ‘Ayşecik’ filmleri gibi.. O zaman bizler hepimiz sanki birer Ayşecik, büyüyüp serpildikçe ise daha çok Türkan Şoray’dık…

Türkan Şoray, çocukluk anılarımda ‘Gökçeada Kuzu Limanı’ndan kalkan beyaz geminin el sallayan roman kahramanı’ olarak asılı durur. Gökçeada’ya film çekimi için geleceğini öğrendiğimizde, O’nu karşılamak için annem ve ablamla Liman’daydık. Film, deniz ve limanda karaya ayak basmadan çekilmişti. Beyaz gemi Liman’dan ayrılırken, kırmızı şalına düşen simsiyah saçlarıyla uzun uzun el sallamıştı bize. Sarı boyalı hafif kabartılmış düz uzun saçları ve beyaz pantolon tunikli haliyle, annem de gözümün önünde, bugün gibi.

60′ların sonu, 70′lerin başında; uzaktan da olsa Türkan Şoray’ı görmek, unutulamaz bir olaydı. Yıllar sonra, Türkan Şoray’la röportaj için evine konuk olduğumda, karşımdaki aynı soylu güzellikte, duygulu incelikte çekingen, mütevazı ve gerçekten de çok güzel bir kadındı…

Asker, memur çocukları için, tayinlerin getirdiği sık seyahatlerin de etkisiyle belki sıra dışına meyilli oldukları söylenebilir. Her iki-üç yılda bir çok farklı coğrafyaların insanlarıyla birliktelikler, sınıfları farklı şehirde okumak, kültürleri tanımak; şüphesiz düşün ve kitaplarla tamamlanmadığında, bütünsel bir anlam kazanıyor.

Gaziantep’te yaşanan ‘ilk’lerim arasında, ablamın üniversite sömestr tatilinde İstanbul’dan uçakla gelişi yer alır. Bizler Türkiye’nin batısından doğusuna tayin olurken, son derece bozuk, uçurumlu, virajlı yollarda ağır-aksak otobüslerle seyahat ederdik. Uçak kavramı, Türk filmlerinde daha çok Filiz Akın’la aklımda kalan zengin küçük hanımefendilerin Avrupa’dan Türkiye’ye dönüşlerine özgüydü. Abla’mın uçağa binmiş olması karşısında ilk sorduğum soru ‘korkmadın mı?’ olmuştu; sevdiği tüm yemek ve tatlıların kokusunun sindiği, Ordu Caddesi’ndeki evimizin kapısında O’nu karşılarken…

Lise yıllarının, uçarı, fazla konuşan, heyecanlı, o zamanların bilinmeyen tabiriyle hiperaktif kızı olarak, ilk yurtdışı gezim ise Suriye’ye olmuştu. Hepimizin yaşanmışlıklarımızdaki ‘ilk’ler gibi, Halep’in yeri benim için de ayrıdır. Aklıma Hafız Esad’ın dev afişleriyle asılı çoğunluğu beyazdan binaları, kırmızının baskın olduğu parlak jelatin kağıtlarla kaplı türlü çeşitli çikolata ve tatlıların satıldığı albenili dükkanlar gelir.

Düzenli altyapısındaki şıklığıyla, o gün Ankara’ya benzettiğim Halep’te, hemen herkesin İngilizce konuşabildiğini görmek de şaşırtmıştı…Mrs Brown, Mr Brown’un öyküleriyle öğrenmeye çalıştığımız Lise İngilizcesi’yle yanıt verebilmek ise hayli zor olmuştu.

O dönem, ‘hudut’, ’sınır’ kavramı çok önemliydi aklımda yer eden. Oysa, otomobille diğer ülkenin sınırını geçtiğimizi fark etmemiştim. Toprak, bitki örtüsü, küçücük köyler; her şey aynıydı. Halep’e, ne çabuk gidivermiştik…

Yıllar sonra, Rıfat Ilgaz’ın doğduğu, romanlarını yazdığı Cide’yi gördüğümde ise, geniş sahil şeridinin kıyılarına vurarak, sonsuzlukta uzanan denize O’nun gözüyle bakmaya çalışmıştım… Burası, roman yazmak için birebir, ideal enginlikte bir kasaba olmalıydı.

Ve anlamıştım ki; Soluk almayı, yaşamayı hissettiren, hayatın bütünleşik biricik anlamı; ‘okumak ve görmek’ti.

Popularity: 19% [?]


Bu Yazıya Puan Verin

Benzer Yazılar
 
None Found

Yazar Hakkında

Seda POYRAZ

Seda POYRAZ

7 Yorum Yapılmış ““BAS-TİZ” Seda POYRAZ, “Gaziantep’ten Suriye’ye””

  1. Yazın deryasında nostalji kraliçeliğini mertabesine ulaşmış bir amazonun yazısını okudum. Urfa’daki Göbeklitepe kazılarında çıkan dört amazon kraliçesinin yanyana olduğu mozaiklere artık seninde görüntün rahatlıkla nakşedilebilimeli.
    İsabetli tespitin okumak ve görmenin yanyanalığını ortaya koymuş. Çok doğru. Sadece okumak yazanın öznel değerlendirmelerinin etkisi altında kalmak tehlikesini doğuruyor. Oysa hem okuyup hemde gezen kişi birde yazıyorsa “hem okudum, hem gördüm, hemde yazdım” türküsüne bir anlam daha katıyor. Ve anlam katkısı için seni kutlarım.
    Rıfat Hoca ile A.Kadir’in cenazesinde otobüste yanyana oturmuştum. Sanırım 1985 yılıydı. Çok yaşlıydı. Elinden tutup beraberce otobüse çıktık ve yol boyunca 12 Eylül cehenneminin bizleri yakan havasını konuşmuştuk. Sözleri hala aklımda. Bana bu anımı hatırlattın. Sağol.
    Yazıların ülkemizin gelişmişlik yolundaki kilometre taşlarını gösterdiği için tarihe düşen notlar kıvamında. Eline sağlık. Harikasın…

  2. Tebrikler arkadaşım.. Çok güzel bir nostalji oldu benim için. Bence bol bol seyahat ederek bizi de bu güzelliklere ortak et..Kalemine ve yüreğine sağlık

  3. Yazının başlığını okuduğumda hımm yeni bir siyasi yorum bakalım neler yazıyor diye atladı gözlerim satırlarınıza. sonra bir baktım ki meğer eğitimden bahsediliyormuş. gezmenin mi yoksa okumanın mı etkili olduğu soruluyormuş. siz sanırım hem gezmiş hem okumuşsunuzdur. doğru olanda hem gezmek, hem okumak, hem yaşamaktır.

    KALEMİNİZDEN ÇIKAN HARFLERİN MÜPTELASI OLMAMIZ DİLEĞİYLE

  4. Ustaca yazdığın nostaljik yazılarınla kendi kuşağına mazide kısa gezintiler yaptırmaya devam etmen ne hoş…Teşekkürler bir kez daha.
    Memur çocuğu olmanın ve farklı coğrafyalarda yaşamışlığının yansımalarını bizlerle ustaca paylaşman öylesine haz veriyor ki…
    Okuyan,hem de çok okuyan bir kuşak olduğumuzu bir kez daha farkettirdin.Teknolojiye esir olmamış,toplumsal ve ülkesel gerçekleri romanlarında ustaca işleyen yazarlara müptela olmuş gençliklerdik biz.1960 lı yıllarda genç kızların çoğunun bağımlısı olduğu cep foto romanlarının İtalyan yıldızları Franco Gasparri,(aşkımızdı)Paola Pitti,Michela Roc unutamadıklarım..Değiş-tokuş eder,okurduk tüm serilerini.Sadece Teksas-Tommiksler değildi yani.1970 li yıllar okumada tercihlerimiz, daha gerçekçi yönde yönlendiren yazarlara kaymıştı.
    Türkan Şoray hayranıydım ben de.1972 yılında Cemo filmi için Elazığ a gelmiş olmasına rağmen il dışında olmam ve tam döneceğim günü iple çekerken attan düşerek acil durumla ayrılması ne çok üzmüştü beni.
    Mr. ve Mrss Brown kitaplarıyla öğretilmesine rağmen şimdiki parlak kuşe kitaplardan,cd li görsel ve işitsel olanaklardan yoksun olmamıza rağmen hiç te fena değildik İngilizcede.Ben hiç unutamadığım Makbul Alayurt öğretmenimden dili dişlerin arasından çıkararak ‘th’telaffuzunu lisedeyken öğrenmiştim.
    Ulaşımdaki zorluklarını bilmez şimdiki gençlik,ama okuyarak bizden daha şanslı olduklarını anlayabilirler ancak.Okuyarak ve gezip yaşayarak:En ideali bu ama kaçımıza kısmet olur ki?…VARSA OLANAKLARI DEĞERLENDİREBİLMEK EN GÜZELİ,SENİN YAPTIĞIN GİBİ…KALEMİNE,YÜREĞİNE SAĞLIK SEDACIM,KUCAKLIYORUM SENİ…

  5. Asker ve memur çocuğu arkadaşlarım hep şikayet etmişlerdir sık tayinlerden.. ilk seni tanıdım, işin pozitif yönüne odaklanan :)
    Geçmiş hep güzel hatıralarla aklımızda kalır genellikle.. bu yüzden yazıların hep bir gülümseme yaratıyor.. :)
    Suriye’de tatlılar parlak jelatin kağıtlarla sarılıyor hala, bir arkadaşım getirmişti..

  6. Seda Hanım,

    Hanımların yaşı sorulmaz ve sorgulanmaz ama bizim yaşıtlarımız sizinde yazdığınız gibi teksas tommikslerle büyümüştür.Zeynepcikleri izledik yıllarca siyah beyaz tv mizde.hepsine tek tek dokunrak bizi geçmiş yıllarımıza şöyle bir uzandırmışsınız:çok tşk.ederiz. Ama nedendir bilemiyorum,ilgisiz kalmışlığımızdan mıdır. yoksa tüm anadolu insanı da bizim gibimidir hiç araştırmadım. Ama bir insan cidemize,köyümüze gelmiş ve bide beğendiğini dile getirmişse biz çok mutlu oluyoruz. Hani sigara içsem oturup keyiftan bir cigara tüttüreceğim.:)) Güzel yazınız ve memleketime gereken iltifatı ettiğniz için size çok am çok tşk. ederim. Bu güzel cide sahillerinde bir çay içebilmek ümidiyle saygılar sunuyorum.

  7. Sevgili Seda Poyraz,
    Yazınızda insan yaşamındaki önemli iki kavramı çok güzel ifade etmişsiniz.
    Okumak ve gezmek, birbirini pekiştiren iki kavramlar. Görüyorum ki bilgilerin kaynağı ne olursa olsun, bunlarla değişmek ve gelişmek güzel şeyler. Sınırların ötesindeki kültürler, caddeler, ten renkleri değişse de, değişmeyen şeylerin aynı olduğunu görmek, çekilen acıları yüreklerde bir nebze azaltırken, yakalanan sevinçleri de bir o kadar arttırıyor olmalı. Örneğin müziğin evrenselliğini yakaladığımız ortak ruhla test ediyoruz. Yunanistan’a (Atina’ya) ilk kez gittiğimde, caddelerin ortasında bohça ile korku içinde karaborsa satış yapan bir mülteci zenciye sattığı çantanın fiyatını sorduğumda; onun yüreğinde kıpırdayan satabilme umudu, benim almaktan vazgeçip çantayı geri koyduğumda duyduğum kötü hisle çarpıştığında; ortaya çıkan dram, ülkemde yaşadıklarımdan farklı değildi.Yazınızı her zamanki gibi oldukça başarılı buldum. Saygılar
    Kezban Ş. Taysun

Yorum Yapın

XHTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>


Cilt Bakımı | Tüy Azaltıcı | Saç Dökülmesi | Mavi Anemon | Formula21 | Zayıflama Hapları | Sigarayı Bırakmak | Acai Berry